13 Ekim 2011 Perşembe

0-0 Kazanırız






Milli Takımımız, EURO 2012 elemeleri play-off turunda Hırvatistan'la eşleşti. Eşleşme ihtimalimiz olan 4 takım arasında yer alan Portekiz, oyuncu kalitesiyle diğer takımlara nazaran ön plana çıkıyordu. Diğer 3 takım arasında ise bizi negatif anlamda etkileyebilecek bir takım yoktu. Avantaj olarak ise Çek Cumhuriyeti karşısına taraftar baskısı sorunuyla karşılaşmayabilirdik, ki bu baskıyı Hırvatistan'da hissedeceğimiz aşikar. Milli takım maçlarında ne yazık ki kulüp bazında gösterdiğimiz etkin taraftar performasını gösteremiyoruz. Bu anlamda, ikinci maçın da deplasmanda olduğunu hesaba katarsak, Hırvatistan'ın bu konuda daha avantajlı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.


Önümüzde 1 aylık süreci iyi değerlendirmek zorundayız. Oynadığımız oyun ortada ve kadro istikrarını bir türlü sağlayamıyoruz. Defans bölgesinde ki sıkıntı çok açık, bu bölgede Servet biraz ağır kalıyor ve rakip takımlar da bunun farkında olacaklar ki,  Servet üzerinden oynamaya çalışıyorlar. Bu bölgede İbrahim Toraman neden düşünülmez anlamak zor, hatta tecrübesiz olsa da Serdar Aziz bu bölgede bir diğer alternatif olabilir. Oyunun hücüm yönünde ise bir başka sıkıntı ile karşı karşıyayız; gol atamıyoruz..
                            
                            
                               
Burak Yılmaz, ligde oynadığı maçlarda çok etkili oynuyor ama Milli Takım'da oyun şablonumuzun da etkisiyle ligde göstermiş olduğu performansın altında kalıyor. Semih'in bir an önce form tutup kadroya katılması en büyük temennimiz. Bugün Avrupa'da ekol olmuş ya da ekol olma yolunda ilerleyen takımlar mutlaka orta saha oyuncularından skor katkısı alıyorlar. Bizim aynı bölgede katkı alabildiğimiz tek isim ise Arda Turan. Bu sorunu, Kazım'ın biraz daha sorumluluk olarak kanatlardan ziyade ceza sahasına yönelmesiyle, sakatlıktan yeni çıkan Emre Belözoğlu ve Nuri Şahin'in katkılarıyla aşabiliriz. Belki de kadroda düşünülmeyen Tuncay Şanlı-Gökdeniz ikilisinden bir tanesi bu maçlarda bu misyonu üstlenebilir.

Hırvatistan ile son maçımızı, Euro 2008 Çeyrek Final'inde oynamıştık. O gün takımının başında yer alan Slaven Bilic, bugün hala takımının başında. İşin psikolojik tarafını düşündüğümüzde ve mantalite olarak baktığımızda bu maçı unutmaları mümkün değil. Bu durumun bizim avantajımıza mı yoksa dezavantajımıza mı olduğu ise muamma ama ben avantaj olduğunu düşünenlerdenim, çünkü mutlaka kazanmak isteyeceklerdir. Bu durumu iyi değerlendirmeliyiz. Grupta oynadığımız kontra atak futboldan ziyade topa hakim olmalı ve oyuna yön veren taraf biz olmalıyız.

Hırvatistan oyun olarak çok çok iyi bir performans ortaya koymuyor belki ama belirli bir standartları var ve bu standartın altına inmiyorlar. İç saha maçlarında taraftarının etkisiyle hücüm futbolu oynarlarken, deplasman maçlarında daha çok rakibin oyun şablonuna göre hareket ediyorlar. Orta sahalarında oynayan Tottenham'lı Luka Modric kilit rol üstleniyor. Hatta uç bir örnek vermek gerekirse; Milos Teodosic'in Sırbistan Basketbol Milli Takımı'na, Tony Parker'ın Fransa Basketbol Milli Takımı'na verdiği katkıya eşdeğer bir katkı veriyor. Önlemini iyi alırsak, oyunlarını direk olarak etkileyebiliriz.

Oyuncu kalitesi, oyuncuların gösterdikleri istikrar ve oyun kalitesi olarak baktığımızda, eğer maçı bugün oynamış olsaydık favori benim gözümde Hırvatistan olacaktı ama önümüzde yeterli bir hazırlık dönemi var, sakat oyuncularımızın da takıma katılması ve takımlarında form tutmasıyla birlikte ben şansları eşit görüyorum. Yeter ki ilk maçta gol yemeyelim,0-0'lık beraberlik  dahi bizim için iyi bir skor, en azından 2.maça %50-%50 ihtimal ile başlarız.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Hayal Kırıklığı



Yayıncı kuruluşun tanıtımları, basının ilgisi, futbolcuların iddialı açıklamaları ve ilk maçta aldığımız 3-0'lık mağlubiyetin de etkisiyle bir anda tarihimizin en önemli maçlarından bir tanesi olarak lanse edildi Almanya maçı. Tabi Mesut Özil faktörünü de unutmamak lazım. Oynayıp oynamayacağı, eğer oynar ise ne kadar katkı vereceği çok tartışıldı ve durumu maç saatine kadar da netlik kazanmadı. Maç saatine yaklaştığımızda ise sakatlığı! nedeniyle forma giyemeyeceği söylendi. Bu durumun olumlu- olumsuz etkileri tartışılabilir. Oynasa skor çok değişmezdi, belki hanelerine bir gol daha ekleyebilirlerdi ama Alman milli takımının oyun içinde topla en çok buluşan oyuncusunu her an ıslıklamak için bekleyen taraftarı da 90 dakika hazır tutardı, ki dün gece belki de en çok ihtiyacımız olan şeydi taraftar..

Oyun şablonu ve oyuncu seçimi açısından bir sürprizle karşılaşmadık, sürprizle karşılaşmadık çünkü; 33'lük Aurelio yine sahadaydı, Sabri ise sağ açıkta! Oyuncu seçimlerinde neden bu kadar ısrar ediliyor anlamak zor. Aurelio bundan 3-4 yıl önce oyunu iki yönüyle de oynayabilen dinamik bir oyuncuydu, gösterilen ilginin de farkında olacak ki La Liga'da dönemin söz sahibi takımlarından Real Betis'e gitmişti. Ama artık günümüz futbolunda isimlerden çok performans, mücadele ön planda. Açık olarak görünen şu ki, Aurelio kafasında tasarladığı şeyleri fiziksel olarak sahaya yansıtamıyor. Sağ kanat bölgesinde Kazım'ın yerine Sabri tercihinin arka planında ise; oyunun sadece hücüm bölgesinde etkili olan ve defansif katkıyı veremeyen Kazım'ı kenarda oturtup, oyunu iki yönlü oynayabilen Sabri'yi oyunda tutmak vardı. Ama bu tercih bizi işin ofansif boyutunda sıkıntıya soktu, değişiklik yapıldığında ise artık çok geçti; 0-2.



Hücüm hattında beklediğimiz verimi alamadık. Saha dışı faktörler bir yana, puan açısından belki beraberlik yetiyordu. Aynı profile Almanya açısından baktığımızda onların beraberliği dahi ihtiyaçları yoktu ama kontra atak oyunu oynayan yine bizdik, ki ne oyuncularımız, ne sistemimiz ne de mantalitemiz buna uygun. Oyunun skoru da zaten bu işin en güzel özeti. Hücum anlamında yapılan göze çarpan tek olumlu etken ikinci yarı yapılan Gökhan Töre değişikliği oldu. Tartışmasız takıma ivme kazandırdı, sakatlık ve benzeri bir durum olmazsa mutlaka forma verilmeli Gökhan'a, Robben stili oyun tarzıyla uzun vadede büyük katkı sağlayacaktır.

Defans hattında Servet, ne yazık ki istenilen katkıyı sağlayamıyor. Bu kadar önemli ve kritik bir maçta halı saha maçlarında bile modası geçmiş çalımı yemek bunun açık bir göstergesi. Gökhan Gönül ise belki de sakatlıktan yeni çıkmış olmasının etkisiyle eski formundan çok uzak.

Almanya ise tam bir sistem takımı görünümünde. Özellikle orta sahada Schweinsteiger oyununu çok geliştirmiş, hem kondisyon olarak hemde oyun zekası olarak takımın önemli bir parçası olmuş. Alman oyuncular oynadıkları disiplinli futbol, topa sahip olma oranı ve pas trafikleriyle dünya futboluna Barcelona'nın hediye ettiği sistemi benimseme yolunda sağlam adımlar atmışlar. Zaten bu anlamda ki tek rakipleri %60-70'ini Barcelonalı oyuncuların oluşturduğu İspanya gibi duruyor. Bizim için iyi olan ise salı günü oynayacakları rakibin İspanya değil, Belçika olması.