8 Ekim 2011 Cumartesi

Hayal Kırıklığı



Yayıncı kuruluşun tanıtımları, basının ilgisi, futbolcuların iddialı açıklamaları ve ilk maçta aldığımız 3-0'lık mağlubiyetin de etkisiyle bir anda tarihimizin en önemli maçlarından bir tanesi olarak lanse edildi Almanya maçı. Tabi Mesut Özil faktörünü de unutmamak lazım. Oynayıp oynamayacağı, eğer oynar ise ne kadar katkı vereceği çok tartışıldı ve durumu maç saatine kadar da netlik kazanmadı. Maç saatine yaklaştığımızda ise sakatlığı! nedeniyle forma giyemeyeceği söylendi. Bu durumun olumlu- olumsuz etkileri tartışılabilir. Oynasa skor çok değişmezdi, belki hanelerine bir gol daha ekleyebilirlerdi ama Alman milli takımının oyun içinde topla en çok buluşan oyuncusunu her an ıslıklamak için bekleyen taraftarı da 90 dakika hazır tutardı, ki dün gece belki de en çok ihtiyacımız olan şeydi taraftar..

Oyun şablonu ve oyuncu seçimi açısından bir sürprizle karşılaşmadık, sürprizle karşılaşmadık çünkü; 33'lük Aurelio yine sahadaydı, Sabri ise sağ açıkta! Oyuncu seçimlerinde neden bu kadar ısrar ediliyor anlamak zor. Aurelio bundan 3-4 yıl önce oyunu iki yönüyle de oynayabilen dinamik bir oyuncuydu, gösterilen ilginin de farkında olacak ki La Liga'da dönemin söz sahibi takımlarından Real Betis'e gitmişti. Ama artık günümüz futbolunda isimlerden çok performans, mücadele ön planda. Açık olarak görünen şu ki, Aurelio kafasında tasarladığı şeyleri fiziksel olarak sahaya yansıtamıyor. Sağ kanat bölgesinde Kazım'ın yerine Sabri tercihinin arka planında ise; oyunun sadece hücüm bölgesinde etkili olan ve defansif katkıyı veremeyen Kazım'ı kenarda oturtup, oyunu iki yönlü oynayabilen Sabri'yi oyunda tutmak vardı. Ama bu tercih bizi işin ofansif boyutunda sıkıntıya soktu, değişiklik yapıldığında ise artık çok geçti; 0-2.



Hücüm hattında beklediğimiz verimi alamadık. Saha dışı faktörler bir yana, puan açısından belki beraberlik yetiyordu. Aynı profile Almanya açısından baktığımızda onların beraberliği dahi ihtiyaçları yoktu ama kontra atak oyunu oynayan yine bizdik, ki ne oyuncularımız, ne sistemimiz ne de mantalitemiz buna uygun. Oyunun skoru da zaten bu işin en güzel özeti. Hücum anlamında yapılan göze çarpan tek olumlu etken ikinci yarı yapılan Gökhan Töre değişikliği oldu. Tartışmasız takıma ivme kazandırdı, sakatlık ve benzeri bir durum olmazsa mutlaka forma verilmeli Gökhan'a, Robben stili oyun tarzıyla uzun vadede büyük katkı sağlayacaktır.

Defans hattında Servet, ne yazık ki istenilen katkıyı sağlayamıyor. Bu kadar önemli ve kritik bir maçta halı saha maçlarında bile modası geçmiş çalımı yemek bunun açık bir göstergesi. Gökhan Gönül ise belki de sakatlıktan yeni çıkmış olmasının etkisiyle eski formundan çok uzak.

Almanya ise tam bir sistem takımı görünümünde. Özellikle orta sahada Schweinsteiger oyununu çok geliştirmiş, hem kondisyon olarak hemde oyun zekası olarak takımın önemli bir parçası olmuş. Alman oyuncular oynadıkları disiplinli futbol, topa sahip olma oranı ve pas trafikleriyle dünya futboluna Barcelona'nın hediye ettiği sistemi benimseme yolunda sağlam adımlar atmışlar. Zaten bu anlamda ki tek rakipleri %60-70'ini Barcelonalı oyuncuların oluşturduğu İspanya gibi duruyor. Bizim için iyi olan ise salı günü oynayacakları rakibin İspanya değil, Belçika olması.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder